29 Kasım 2007 Perşembe

Yeni bir hayat

Gecenin berrak maviliği altında kendini sorgularken bulduğun cevaplardan tatmin olmayarak yeni bir arayışa girersin... Fakat girdiğin bu arayışın beraberinde getireceği şeyleri hiçbir zaman kestiremezsin. Ama bu belirsizliğin ayrı bir çekiciliği vardır. Sanki ulaşılmazlık hissi verir insan beyninde. Hep düşlersin denizin kıyısında usulca oturup güneşi batırmayı... Fakat belkide bu düşün hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir.
Sanki sonsuz bir bilinmezliğin içine girmişsindir. Hiçbirşey net değildir. Dünyada değilde başka bi yerde yaşıyorsundur sanki. Geçirdiğin yıllar sana bi çok şey katmıştır ama bundan sonra geçireceğin yıllar sana daha çok katacaktır. Bi yandan bunların ne olduğunu öğrenmek için can atar bir yandan ise artık hiçbişey yaşamak istemezsin. Beynindeki bu hızlı değişimler seni yeni bi bilinmezliğin içine sürükler ister istemez. Tek istediğin düşlediğin yerde olmaktır ama resmen bir labirentin içine atmışsındır kendini. Sanki hiç çıkamayacağın kadar karışık bir labirent. Herşeyin bi çıkış yolu olduğunu bilirsin fakat o çıkışı bulmanın ne kadar zor ve ya ne kadar kolay olduğunu bilemezsin. Belki bir yerlerde birileri bunu biliyordur diye düşünürsün. Ama o yerleri ve kişileri bulmak çıkış yolunu bulmaktan daha zor olduğuna inanırsın.
Beyninde oluşturduğun labirenti yıkıp yerine dünyada kimsenin haberi olmadığı ufak bi cennet yaratırsın... Oranın yöneticisi sensindir artık... İstediğin zaman güneşi batırıp istediğin zaman dolunayda melankolik bi gece yaratabilirsin.. O melankolik gecenin berrak maviliği altında , dolunaya ve etrafını kaplamış olan milyonlarca yıldıza bakarken , bi zamanlar ne çok saçma şeyle uğraştığın canlanıverir beyninde ve yüzünde ufak bir tebessüm oluşur... İyiki onları yaşamış ve acı çekmişim, yoksa burada bu güzelliğin içinde olamayacaktım dersin. Bunu dersin ama o güzelliği yaratanın senin beynin olduğunuda bilirsin .
Hani bi gece kendini sorgularken yeni bi arayışa girmiştin ya... Dönüp dolaştın geçirdiğin ve geçireceğin yılların içinde. Bişeyler aradın sürekli olarak. Çıkması zor yerlere girdin. Ama sonunda aradığın şeyi buldun :
Bi gün herşeyin ne kadar sıradan ne kadar anlamsız geldiğini düşünmeye başlarsan , o zaman rüzgarın esintisine bırak kendini... Gözlerini kapat ve onun sesini dinle. Bütün bedenini sarmasına izin ver.. Güneşin zayıflayan ışınları yüzünü ısıtsın hafiften. Yalnızlık kaplasın tüm yüreğini. Kaplasın ama acıtmasın.. Serbest bırak ruhunu. Denizden gelen melankolik havayı hisset ve olmayı istediğin yere götür kendini... Adeta koca bir tekneyle denize vuran güneşin son ışınları eşliğinde sonsuz maviliğe yelken açar gibi...
O tekne seni senle tanıştıracak...
Rüzgarın esintisine bırak kendini... Gözlerini kapat ve onun sesini dinle...Dinle bakalım sana neler söyleyecek ?
_ Yeni bir hayata hazır mısın evlat ? Bu hayat senin hayatın olacak... Açıldığın bu deniz gibi... İçinde bulunduğun teknenin dümeni sana pusula olacak... Batmaya yüz tutan ve kalbini okşayan bu güneş ise o düşlediğin şeylerin ve yeni hayatının güç kaynağı olacak.. Ve sen o güneşi hiç batırmayacaksın........

27 Kasım 2007 Salı

Alevlere dokunabilir misin gözlerimin içine bakarak ?
Peki ya alevlerin içine atabilir misin kendini hayatını hiçe sayarak ?
Sen öylece orda uyurken ben alevlerin içine sürükleniyorum usulca...
Canımı acıtmıyor çünkü seni görüyorum o alevlerin içinde

9 Kasım 2007 Cuma

Kutsal olanlar bizim icin gözyasi döküyor...

aynaya baktığında ne görürsün kendi yüzünde ? hiç uzun uzun baktığın oldu mu gözlerinin içine... rüyalara daldığın oldu mu o gözlere bakıp ? peki ya herşeyin bir oyun olduğunu anladığında neler hissettiğini hatırlıyor musun ?.. biraz olsun gerçeği yaşam istediğin oldu mu ? peki ya gerçeğin sana acı çektirmesini göze alabiliyor musun ?..
daldığın rüyadan çıkıp tekrar kendi yüzüne baktığında , kendinle hesaplaşmanın vermiş olduğu tuhaf bi huzurla dolarsın ister istemez... lakin aynayı terk ettiğinde yaşamın içine düşersin yeniden.. işte o düştüğün noktada, tam o noktada içinde bi düğümlenme olur. gözlerini yukarı dikip inandığın şeye yalvarma hissi doğar birden.. neden bilemezsin ama yüce ve kutsal olan bişeye sığınmak istersin.. sanki o güne kadar yaptığın günahlardan arınmak, yepyeni bi insan olarak yeniden doğmak.. içindeki düğüm giderek daha da acıtmaya başladıkça dizlerinin üstüne çökersin ve kulağında hüzünlü bi şarkının melodilerini duymaya başlarsın.. işte o anda hayallerin, başarmak istediklerin, sevdiklerin, sahip olduğun herşeyin gözünün önüne gelir ve kaybetmek istemezsin.. daha yapacak çok şeyin vardır ve şuanda bırakıp gitmek , yapacağın en saçma şey olduğunu düşünürsün.. çünkü bigün gelicektir ve işlediğin günahlar bi kenarda kalıcak ve hayal ettiğin bitakım şeyleri elde etmeye başlayacaksındır..
ellerini yere koyar başını eğersin .. bikaç damla yaş akar gözlerinden.. etrafında yanan mumların ışığı akan yaşları parlatır sanki.. müziği gittikçe beyninde hissetmeye başlamışsındır.. ellerini sıkarsın ve birden ayağa kalkarsın. koşarak dışarı çıkarsın... bir sahilde bulursun sonra kendini.. hava kasvetlidir. ha yağdı ha yağıcak bi havası vardır gökyüzünün.. martılar kayalıkların üstünde uçuyorlardır.. hafiften esen rüzgar saçlarını okşamaktadır... kalp atışların oldukça hızlıdır lakin beynindeki müzik tınıları gitmiştir.. kendinle başbaşa, denizle karşı karşıya kalmışsındır.. gözlerin tekrar gökyüzüne ilişir.. hiçbişey düşünmeden bakarsın .. bakarsın.. bakarsın.. bi damla düşer sonra yüzüne.. yağmur başlamıştır..
hayır.. bu damlalar yağmur değildir aslında ; kutsal olanların bizim için akıttığı gözyaşlarıdır......